logotype
  • Ana Sayfa
  • Dr. Turhan Güldaş Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • TV Media
  • Basında
  • Blog
  • İletişim
YouTube
logotype
  • Ana Sayfa
  • Dr. Turhan Güldaş Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • TV Media
  • Basında
  • Blog
  • İletişim
YouTube
  • Ana Sayfa
  • Dr. Turhan Güldaş Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • TV Media
  • Basında
  • Blog
  • İletişim
logotype
  • Ana Sayfa
  • Dr. Turhan Güldaş Kimdir?
  • Kişisel Gelişim
  • TV Media
  • Basında
  • Blog
  • İletişim
Author: turhanguldas
turhan-guldas-kisisel-gelisim-toplumicinde-konusmak
Genel
Temmuz 14, 2025by turhanguldas

Toplum İçinde Kendini Nasıl Dinletirsin

‘Bana fark etmez’ modundaki bir insan farkındalığı yüksek, özgüven sahibi, komplekssiz, takıntıları olmayan, kaygısız, korkusuz, telaşsızdır. Böyle insanları herkes dinler. Peki “Toplum İçinde Kendini Nasıl Dinletirsin?”sorusuna gelecek olursak; toplumda sözünüzün geçmesi hayatınızda birçok alanda size avantaj sağlar. İş hayatınızda kariyer ve başarı basamaklarını hızla çıkarsınız. Aile hayatınızda sevilen, sayılan bir aile ferdi olursunuz. Hitap etmek istediğiniz her alanda rahatlıkla sözünüzü geçirebilirsiniz.

‘Bana fark etmez’ modundaki insan yalındır. Hayatının her alanında nettir. Kendisinden emindir, düşünceleri nettir. Bir şey anlatırken paniklemeden, telaşa düşmeden anlatır. En önemlisi egoist tavırları olmadığı için karşısındakini aşağılamadan, yargılamadan konuşur. Hitap ettiği topluluğa karşı saygılıdır.

‘Bana fark etmez’ modundaki insan dolu dolu konuşur. Toplum karşısında sözü geçen birisi olmak için önce kendini geliştirmesi gerektiğini bilir. Kendisini, özellikle sözünü dinletmek istediği konuda geliştirir. Bilgi birikimi ve kendinden emin tavırlarıyla istediği her konuda kolaylıkla sözünü dinletebilir. Çevresindeki insanlar da böyle bir insanı dinlemekten keyif alırlar.

Bilgiyi Panik Yapmadan Aktarabilmeli

Her bilgili olan insanın sözünü dinletemediğini fark etmişsinizdir. Buradaki püf noktası, insanın karakteridir. Toplumda sözünün geçmesini isteyen insanın toplumu sevmesi gerekir. Hitap etmek istediği toplumu anlaması ve onlarla bütün olması gerekir. Örneğin, üniversitede profesörsünüz. Öğrencilerinizin, meslektaşlarınızın, mesleğinizle ilgili kurumların sizin sözünüzü dinlemesini istiyorsunuz. Bilgilisiniz, profesör olduğunuz için de tecrübelisiniz ama kimse size itibar etmiyorsa ortada bir yanlış var demektir. Buradaki yanlış da sizdedir. Kişisel olarak kendinizi geliştirmemiş olabilirsiniz. Hitap yeteneğiniz iyi değildir, bildiklerinizi aktarırken yeteri kadar emin konuşmuyorsunuzdur, özgüveniniz yoktur, bilgilerinizi karşınızdakilerin bilgi seviyesine göre aktarma sorunu yaşıyor olabilirsiniz ya da mesleğinizi, meslektaşlarınızı, öğrencilerinizi sevmiyorsunuzdur. Bu sebeplerden herhangi birine sahipseniz sözünü dinletmeniz mümkün olmaz.

‘Bana fark etmez’ modundaki bir insan kendini yüzde 100 ifade edebilir. Düşündüklerini panik yapmadan rahatlıkla anlatabilir. Ve hedefe, söylemek istediği şeye istediği şekilde varabilir. Takıntıları olmadığından beyninde ne düşünüyorsa doğrudan, hiçbir gereksiz süzgeçten geçirmeden, insanlar ne diyecek, karşımdakiler nasıl bir tepki verecek gibi kaygıları olmadan en saf hâliyle fikirlerini insanlara aktarabilir.

‘Bana fark etmez’ modundaki insanlar sevilen karakterlerdir. Toplumun sempatisini kazanmışlardır. Düşüncelerini en açık, en direkt şekilde söyledikleri takdirde bile itici gelmezler. Açık sözlü fikirleri toplum tarafından dışlanmadan kabul edilir. Toplum onları oldukları hâliyle kabul eder. Çünkü bu moddaki insanlar egodan arınmış, yalın karakterleriyle insanlara yaklaşırlar. İnsanlara karşı olumsuz eleştirilerde bulunsa bile, insanlar bu eleştirinin toplumun iyiliği ve gelişimi için yapıldığını bilirler.

Değişik Fikirlere Açıktırlar

‘Bana fark etmez’ modundaki insanlarla her şey konuşulabilir. Her şey tartışılabilir. Onlara her türlü soru sorulabilir. Farklı düşüncelere, değişik fikirlere açıktırlar. Yargılamadan anlamak için dinlerler. Farklı düşüncelerin sentezini yapabilmek için ne kadar çok fikir varsa araştırırlar. Farklı düşüncelerden ortak fikirler ve yollar edebilmek için gayret gösterirler. Bu nedenle ‘bana fark etmez’ modu günümüzün, çağımızın sorunlarını çözen bir hayat felsefesi, bir bakış açısıdır, yaşam tazıdır, bir karakterdir.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-gemiler-yak
Genel
Temmuz 7, 2025by turhanguldas

Gemileri Yakın

Gemileri yakın diyerek hayatınızda geri dönüşsüz bir adım atmanın, kararlılıkla hedefe yürümenin ve değişime cesaret etmenin yollarını keşfedin.

Bazen dönüş şansınızın olmaması kötü bir şey değildir, yeter ki fırsatlar sizi motive etsin… Gemileri yaktığınız zaman artık tek şansınız vardır; ya kaybet ya da kazan!

İspanyol kaşif Hernán Cortés 1519 yılında Meksika kıyılarına ayak bastığında, ordusunun o toprakları İspanya için fethetmesini istiyordu. Şartlar çok zordu, içlere doğru ilerlerken sürekli olumsuz şartlarla, bitmek bilmeyen hastalıklarla karşılaştı. Askerleri pes edip ülkelerine dönmek için fikir ayrılıklarına düştüğü sırada yaverine şunu söyledi: “Gidip şimdi gemileri yakmanı istiyorum.” Böylece, askerlerine Meksika kıyılarını fethetmek dışında başka bir şans bırakmadı. Başarılı olmak istiyorsak, gemileri yakmamız lazım! Gerçekten başarıya ulaşmak istiyorsak, var gücümüzle tek yönde ilerlememiz gerekir. Dönüşümüz yoksa tek seçeneğimiz başarılı olmaksa, o zaman var gücümüzle başarılı olmak için çalışmalıyız. Peki, gemileri nasıl yakarız?

Zihninizi Şartlayın!

Diyelim ki bir hedef koyduk; ideal kilomuza ulaşacağız! “Ben ideal kiloma ulaşacağım, hedefim ideal bedenime ulaşmak!” gibi cümlelerle bunu her yerde dillendirin ki başaramazsanız mahcup olasınız. İşte gemileri yaktınız, artık söylediniz bir kere. Bu ve buna benzer söylemler ile hem motive olursunuz hem zihninizi şartlarsınız hem de gemileri yakarsınız.

Kendi başımdan geçmiş bir olayı anlatayım; 80’li yılların sonunda ticarette başarısız bir dönem geçirdim ve kelimenin tam anlamıyla battım. Kendi paramı kaybetmekle kalmadım, sağa sola da borçlanmış durumdaydım ve artık dönüşüm yok diye düşündüm. Akrabalarım Fransa’ya gidebileceğimi söylediler. Tek kurtuluşum orada çalışıp borçlarımı ödeyip ondan sonra rahatlamaktı. Gideceğiz fakat paramız yetmiyordu. Zar zor bulduğumuz uçak parası bizi Fransa’ya kadar götürmüyordu bile. Avusturya’ya kadar uçak ile sonra Fransa’ya kadar da tren yolu ile gittik. Bizi tren garından akrabalar almasa gideceğimiz adrese taksiyle bile gidemiyorduk. O an başımıza gelen bu olumsuz olaylarda büyük resme baktığımda fark ettim ki aslında bunlar beni arzularıma yönlendirmişti; farklı dünya kültürlerinin peşine düşmek…

Kriz Fırsata Dönüştü

Olumsuz koşullar sayesinde farklı bir kültürü deneyimleme, yeni bir dil öğrenme ve mesleğimde ilerlememi sağlayacak eğitimleri alma fırsatı yakalamıştım. Hayatımdaki kriz çok büyük bir fırsata dönüşmüştü. Fransa’da çok zor şartlar ile karşılaştım ama yılmadım.

Yeniden öğrenci oldum, yeniden üniversiteye gittim, Sorbonne’da Fransız Dili ve Edebiyatı eğitimi aldım. Yabancı dil öğrendim, kendi mesleğimi geliştirdim. Bu arada benim aşkım olan kişisel gelişimle ilgili hazinenin içine düştüm. O zaman Türkiye’de kişisel gelişim çok bilinmiyordu. 80’li yılların sonlarında Fransa bu konuda en iyi dönemlerini yaşıyordu. Her yerde kurslar vardı; yoga, meditasyon, yaratıcı imgeleme, mantra nasıl yazılır…

Eğitimler veriliyordu ve yüzlerce kitap yayınlanıyordu. Özetle, hayatımı değiştiren bir hazinenin içine düşmüştüm. Ama eğer ben gemileri yakmasaydım ve krizi bir fırsat olarak görmeseydim, normal şartlarda bir hafta sonra Türkiye’ye dönebilirdim. İşte böyle bir durumda savaşıyorsun, başarılı olmak için elinden gelen her şeyi yapıyorsun.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-blog
Genel
Haziran 30, 2025by turhanguldas

Ego: Yararlı mı, Zararlı mı?

Ego; çok sık karşımıza çıkan ve bir o kadar da rahatsız edici bir konu… Ego nedir? Yönetimi nasıl olmalı? Ego zararlı mıdır? Ne işe yarar? Ne gibi engeller çıkarır? Egolu insanlar toplumda nasıl algılanır? Bu sorular etrafında biraz düşünelim.

Ego, insanı içten içe zehirleyen en önemli faktörlerden biridir. Çünkü çevremizde karşılaştığımız pek çok sorunun temelinde ego yatıyor. Bunu sadece bireysel değil, toplumsal ölçekte de gözlemleyebilirsiniz: Ailede, iş yerinde, arkadaş çevresinde ya da daha geniş çapta, ülkeler arası ilişkilerde…

Günümüzde yaşanan problemlerin çok büyük bir kısmı ego kaynaklı. Bunu biraz açmak gerekirse, bazı siyasi liderler “ben yaptım”, “ben söyledim” gibi söylemlerle hareket ediyor. Bu bireysel güç gösterileri, aslında sosyal ve ekonomik dengeleri altüst eden bir ego oyunundan başka bir şey değil. Ve ne yazık ki bu tutum, sadece o kişiyle sınırlı kalmayıp toplumlara hatta dünyaya zarar veriyor.

Egoist kimdir? Sadece kendini düşünen kişi. Bu kişi için diğer insanlar, hayvanlar, doğa ya da kolektif yaşam hiç önemli değildir. Çünkü her şeyin merkezine kendisini koyar. Böyle insanları çevremizde sıkça görürüz. Aile içinde, iş ortamında, hatta sosyal medya platformlarında… Ve bu tip insanlar çoğunlukla itici bulunur. Çünkü ego, insanları birbirinden uzaklaştırır; ilişkileri bozar, yapıları çürütür.

Sırrı ‘Biz’ Kavramında

Bir ilişkide, bir ailede ya da bir iş ortamında “sen küçüksün”, “sen anlamazsın”, “sen kadınsın, erkeksin” gibi cümlelerle başlayan konuşmaların sonu genellikle hüsranla biter. Çünkü bu ifadeler egoya dayanır. Oysa “biz” diyebilmek, herkesin fikrine alan açmak, birlikte yol almayı seçmek ilişkileri güçlendirir.

İş dünyasında da benzer bir durum söz konusu. “Ben dedim, sen dedin”, “emrimde çalışıyorsun” gibi ego temelli bir düzen uzun vadede işlemiyor. Gerçek başarılar, “biz” anlayışıyla hareket edilen ortamlarda doğar. Çünkü hiçbir birey tek başına bir yapıyı ayakta tutamaz. Birlikte hareket etmek, ortak akılla ilerlemek her zaman daha sağlıklı ve sürdürülebilirdir.

Hayatın merkezine “biz” kelimesini yerleştirdiğimizde, hem ilişkilerimiz güzelleşir hem de yaşadığımız dünya daha yaşanabilir bir yer haline gelir.

Paylaşmak ve Birlikte Hareket Etmek

Çünkü “biz” kelimesinde ego yoktur.

Ve işte bizim mantramız:

“Bugün daha mükemmel bizi yaratıyoruz.”

Bu, sadece kişisel gelişimle ilgili bir cümle değil; aynı zamanda toplumsal bir farkındalık çağrısı. Çünkü biz birlikte daha güçlüyüz. Tek başımıza mükemmel olamayız ama birlikte daha iyiye gidebiliriz.

“Ben” diyen insanlar, bir noktada yalnızlığa mahkûm olurlar. Ama “biz” diyenler, birlikte büyür, destek alır ve verir, paylaşır, çoğalır. Bu fark yaşamın her alanında hissedilir.

Egonun değil “biz” bilincinin egemen olduğu bir dünyada yaşadığımızı hayal edin… Ne savaş kalır, ne çevre katliamı, ne yalnızlık, ne açlık. Çünkü bu dünya, gerçekten de herkese yetecek kadar kaynağa sahip. Önemli olan paylaşmak, birlikte düşünmek ve birlikte hareket etmek.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-blog (1)
Genel
Haziran 23, 2025by turhanguldas

Kötü Aslında İyidir

İnsanlar kötü bir olayla karşılaştıklarında her zaman benzer tepkiler verir. “Evren beni sevmiyor, Allah beni sevmiyor, her şey beni buluyor, her şey kötüye gidiyor…” diye yakınırlar, sitem ederler. İnsanların başına gelen her şey kötü değildir. “Her şerde vardır bir hayır” atasözümüzü hatırlayalım. Kötü bir olay başımıza geldiğinde, hemen dövünmeyelim. Aradan biraz zaman geçtikten sonra o olay hakkında kararımızı verelim, “bu kötüydü” ya da “bu iyi olmadı” demek için aceleci davranmayalım. Örneğin, sevgilisinden ayrılan birisine göre içinde bulunduğu durum kötüdür. Ama o kişi olumsuz düşünmek yerine, evrenin kendisi için daha iyi bir planı olduğunu düşünmelidir. 

Beklemeyi Bilmek Gerek

Olumsuz düşünerek evrenin planını engellemeye gerek yoktur. İlişki yürümüyorsa, taraflar mutlu değilse ya da ilişkinin sonu arzu ettiğiniz gibi olmayacaksa neden zaman kaybedeceksiniz ki? İlişkinin bitmesi, belki daha iyi biri ile tanışma fırsatı verir, belki de karşınıza hiç akla gelmeyen fırsatlar çıkarır. İnsanlar olanlara üzülmek yerine fırsatları değerlendirmelidir. Kötü olduğu düşünülen bir olay için arkasından gelecek iyi fırsatları beklemek ve bir şans vermek gerekir. Ne kadar süre beklenileceği hiçbir zaman belli olmaz ama bunun için hayata zaman vermek gerekir. Evrenin yaradılış gücünü düşünen her insan, evrenin, insanlar için yarattığı bir planı olduğunu rahatlıkla görebilir. Planların oluşabilmesi ve gerçekleşmesi için insan şans vermeli, beklemeli ve kabul etmelidir. 

Olumsuz olaylar karşısında “hayatım bitti”, “ben bunu kaldıramam” gibi tepkiler vermeye gerek yok. Olayların üzerinden bir iki yıl geçtikten sonra insan yaşadıklarının hayırlı olduğunu görebilir. Kötü olarak gördüğümüz olaylar bazen gelişmemiz ve sıçramamız içindir. İnsan bunu zaman geçtikten sonra anlayabilir. Ancak olay anında ön yargısız bir şekilde davranmak ve hemen içerlememek önemlidir. Büyük bir değişim yaşandığında hemen karar vermemek gerekir. Biraz zaman ve sabır sonrasında karar vermek daha doğru olacaktır. Beklemenin sonunda insan yüzde 90 olarak kötü algılanan durumun kendi hayrı için olduğunu görür. Önemli olan evrenin verdiği mesajları doğru bir şekilde almaktır. 

Evren Daima Mesaj Gönderir 

Evrenin karşınıza çıkardığı engeller de ilerlememiz içindir. Yüksek atlamacılar yerinden atlamıyor. Atlamak için geri gidiyor, koşuyor ve hız kazanıyor, sonrasında en yükseğe doğru sıçrıyor. Aslında gerilemek kötü anlama gelmez, insanı daha ileriye taşımak için itici güç oluşturur. Bu da doğru bakış açısı ile kötünün aslında iyi olduğunu gösterir. 

Gün içinde hayatın size gönderdiği mesajları fark edin, evrenin size gönderdiği sınavlara dikkat edin. Bunlar her zaman kötü değildir, siz kalbinizi temiz tutun, dürüst olun, iyi olun. Evren de size dürüst olacaktır.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-blog (2)
Genel
Haziran 16, 2025by turhanguldas

Gerçek Özgüven Nasıl Kazanılır?

Özgüven, çocuklukta başlayan bir süreçtir. Ebeveynlerin tutumları, çocuğun kişiliği üzerinde belirleyici rol oynar. Özellikle bilinçaltı düzeyde gerçekleşen bu etkileşimler, bireyin özgüven duygusunu şekillendirir. Ancak geçmiş deneyimlere dayanarak özgüven eksikliğini yalnızca çocuklukla açıklamak çözüm değildir. İnsan, hayatının herhangi bir döneminde değişim ve dönüşüm yaratma potansiyeline sahiptir. Özgüven dahil birçok davranış kalıbı yeniden yapılandırılabilir.

Gerçek özgüven, tekrar eden deneyimlerle, uygulamayla ve başarıyla gelişir. Sadece övgüyle ya da dışsal motivasyonla oluşmaz. “Sen harikasın, çok zekisin” gibi ifadeler, davranışla desteklenmediğinde yeterli etkiyi göstermez. Başarılı oldukça özgüven artar; bu nedenle bireyin yaparak öğrenmesi ve süreçlere aktif katılması önemlidir.

Ebeveyn Tutumlarının Etkisi

Çocuk yetiştirme sürecinde negatif dil kullanımından ve etiketleyici yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Pozitif ve teşvik edici bir iletişim dili, çocuğun kendine olan güvenini artırır. Küçük yaşlarda kazanılan “kendi başına ayağa kalkma” deneyimi, ileride karşılaşılan zorluklara karşı dirençli olmayı sağlar. Çocuğun kendi başına çözüm üretmesi, sorunlarla baş etme kapasitesini doğrudan etkiler.

Günlük yaşamda da bu yaklaşım geçerlidir. Örneğin, çocuğun kıyafetini kendi giymesine, ödevini kendisinin yapmasına olanak tanınmalıdır. Bu tür fırsatlar, bireyin problem çözme becerisini ve özgüvenini geliştirir.

Özgüven kazanımı yalnızca çocuklukla sınırlı değildir. Yetişkinlikte de kişinin kendine sorumluluk alması, adım atması ve sonuç üretmesi bu süreci destekler. Birey kendi başarısını gördükçe, kendine olan saygısı ve sevgisi artar. Bu da içsel bir motivasyon döngüsü yaratır.

Başkalarının Onayına Duyulan İhtiyaç

Özgüven eksikliği, sıklıkla başkalarının onayına duyulan ihtiyaçla birlikte görülür. Birey kendi hakkında net bir fikre sahip değilse, dışarıdan gelen değerlendirmelere bağımlı hale gelir. Ancak herkesin sizi desteklemesini ya da doğru yönlendirmesini beklemek gerçekçi değildir. Kimi zaman bu tür dışsal etkiler, kıskançlık ya da rekabet gibi olumsuz duygularla şekillenebilir.

Bu noktada bireyin, kendi düşüncesini merkeze alması önem kazanır. Kendi değerlendirmesine güvenen bir kişi, dışsal manipülasyonlara karşı daha dirençlidir. Özgüven, bu içsel duruşla birlikte güç kazanır.

Kabul, Takdir ve Beğenilme İhtiyacı

İnsan doğası gereği kabul edilme, takdir edilme ve beğenilme ihtiyacı taşır. Bu ihtiyaçlar, bireyin sosyal çevresiyle kurduğu ilişkilerde önemli rol oynar. Ancak bu ihtiyaçlar sürekli dış kaynaklarla karşılandığında, birey içsel dengesini yitirebilir. Bu nedenle kişi, kendi içsel onay sistemini geliştirmelidir.

Öte yandan, çevredeki olumlu geri bildirimlerin etkisi de yadsınamaz. Bir bireyin yaptığı işin takdir edilmesi ya da görünüşünün fark edilmesi onun motivasyonunu artırabilir. Bu nedenle olumlu gözlemler paylaşılmalı, destekleyici bir dil tercih edilmelidir.

Özgüven, başkalarının düşüncelerine göre değil, bireyin kendi içsel değerlendirmesiyle şekillenir. Dinlemek değerlidir; ancak karar alma sürecinde nihai söz bireyin kendisine ait olmalıdır. Bu yaklaşım, bireyin kendi potansiyeline olan inancını pekiştirir.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-anne-karni
Genel
Haziran 9, 2025by turhanguldas

Kişisel Gelişim Anne Karnında Başlar

Yapılan birçok psikolojik çalışma, anne karnında­ki algı ve doğum tecrübesinin, bireyin hayatında önemli rol oynayan anlar olduğunu kanıtlamak üzere olumlu sonuçlar vermektedir.

Son zamanlarda bireyin farkındalığı yükseldikçe, var oluşuna dair bütün evreleri, geriye dönük çalışmalarla kav­rayabileceği ve yeniden canlandırabileceği tekniklere yönel­mektedirler. Psikodrama, hipnoz gibi popüler terapilerle fe­tüs ya da cenin dönemindeki hallerini hatırlamaya çalışan, doğum ve doğum sonrası deneyimlerini hatırladıklarını id­dia eden insanlar her geçen gün daha çok artmaktadır. Peki neden cenin halimizi merak ediyoruz? Ya da neden doğar­ken ne hissettiğimizi bilmek istiyoruz? Çünkü hayatımızın ve hayatımıza verdiğimiz tepkilerin belirginleştiği, karakte­rimizin temellerinin atıldığı dönemlerin, farkındalığımızın meydana geldiği ilk anlardan itibaren başladığını içten içe biliyoruz.

Yapılan birçok psikolojik çalışma, anne karnında­ki algı ve doğum tecrübesinin, bireyin hayatında önemli rol oynayan anlar olduğunu kanıtlamak üzere olumlu sonuçlar vermektedir. Anne karnındaki bebeğin ışığa duyarlı olma­sı, aminosentez iğnesi gibi dışarıdan yaklaşan bir uyarana hareketle tepki vermesi, anne karnında algılamanın başla­masına kanıt olarak gösterilmektedir. Anne karnındaki bir bebeğin algısıyla 3 yaşındaki bir çocuğun algısı elbette aynı değildir. Ama 3 yaşındaki bir çocuğun davranışlarını belir­leyecek psikolojik unsurların, anne karnında geliştiği düşü­nülürse, dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

Bebek, Kordondan Sadece Besinleri Almaz

Hamilelikte beslenme ve psikoloji, eşit derecede bebeği­nizin gelişimi kadar önemlidir. Bebek, kordonundan sadece besinleri değil duygu durumlarınızı da alır. Eşinizle yaşadı­ğınız her deneyime verdiğiniz tepkiden tutun da çevreniz­deki koşullara ve insanlara karşı hissettiğiniz, dış dünyaya verdiğiniz her tepkiyi de besinleri özümsediği gibi özümser. Hücrelere kodlanan algı, hücre gelişimiyle birlikte daha üst seviyelere çıkar. Hücre, kayıt ettiği her bilgiyi ilerleyen haf­talarda sinirsel algıya dönüştürerek gelişir. En ufak yapı ta­şımız olan hücreden meydana geldiğimiz düşünüldüğünde, anne karnında başlayan bu hücresel kodlamaların önemini kavrayabilmek mümkündür. Folik asit, B vitamini ailesinin bir üyesidir ve DNA sentezi ve hücre bölünmesi süreçlerin­de önemli yeri olan bir vitamindir. Hücre gelişiminin önemi artık bilindiği için hekimler hamilelik öncesi süreçten baş­layarak anne adayının folik asit kullanımına önem verirler.

Psikolojik Durumlar Ötelenmemeli

Genelde anne adayları beslenme üzerinde yoğunlaşıp bebeklerini etkileyecek psikolojik durumlarını ikinci plan­da bırakırlar. Bu dönemde beslenme kadar anne ve babanın psikolojik durumu da önemlidir. Bu yüzden hamilelik süre­cinde anne ve babanın, bebekleriyle sağlam bir bağ kurma ve bebeğin algı gelişimini sağlıklı süreçlerle başlatma konu­sunda bilinçlenmesi gerekir.

İyi planlanmış gebeliklerde hamilelik öncesi kontrol ve hazırlıklarla anne ve babalar hamilelik sürecinde bebekle­riyle bağ kurmak adına daha bilinçli süreçler geçirmekte­dirler. Planlanmamış gebeliklerde ise, bilinçli süreç yaşama şansını bulamayan ebeveynler sorunlu süreçlere adım at­maktadır. Hayat her zaman planladığımız gibi gitmeyebilir. Önemli olan, hazırlıksız yakalandığımız durumlarda bile ne yapıp ne yapmayacağımızı bilebilecek kadar farkında ve bi­linçli adımlar atabilmektedir.

Read More
turhan-guldas-bilinc-alti-gucu
Genel
Haziran 2, 2025by turhanguldas

Bilinçaltının Gücüyle Zamanı Yeniden Yazmak

Zaman hepimizi bir noktada yakalar. Ancak zamanın bizi nasıl etkilediği, onunla nasıl bir ilişki kurduğumuza bağlıdır. Gençlik, sadece bedenin değil, zihnin de bir halidir. Ve işin sırrı, bilinçaltında yatar.

Beynimizin temel yapısı, doğduğumuz andan itibaren, hatta anne karnında gelişmeye başlar. Bu süreçte aldığımız her bilgi, deneyim ve duygu, bilinçaltımızda birikerek kim olduğumuzu şekillendirir. Ancak burada ilginç bir gerçek var: Beyin, dışarıdan gelen bilgileri ve iç dünyamızda canlandırdığımız düşünceleri ayırt edemez.

Beyin, Hayal ile Gerçeği Ayırt Edemez

Bu yüzden tekrar eden düşünceler, inançlar ve kelimeler, zamanla bilinçaltımıza kazınır. Beyin, kendini bu komutlara göre yeniden yapılandırır. İşte tam da bu noktada mantralar ve olumlamalar devreye girer.

Mantralar, bilinçaltının dilidir. Her tekrar, beynin kimyasını yeniden düzenler. Kendine “genç, canlı ve sağlıklıyım” dediğinde, beyin bu komutu gerçek gibi algılar. Çünkü beyin, hayal ile gerçeği ayırt etmez. Ona ne söylersen, onu doğru kabul eder.

Bilim de bu dönüşümü destekliyor. Epigenetik, genlerimizin sabit olmadığını; çevresel faktörler, düşünceler ve duygularla sürekli değiştiğini gösteriyor. Yani sadece genetik mirasımıza bağlı değiliz. Zihnimizi programlayarak bedenimizi genç tutabiliriz.

Beden, Zihni Takip Eder

Zihinsel gençlik, kalıcı bir gençliğin anahtarıdır. Çünkü beden, zihni takip eder. Eğer zihnini gençliğe programlarsan, hücrelerin de buna göre yenilenir. Her gün tekrar edilen olumlamalar, gençlik kodlarını bilinçaltına işler.

Unutma, senin elinde güçlü bir araç var: Kendi zihnin. Onu nasıl kullandığın, nasıl hissettiğin, hangi kelimeleri tekrar ettiğin, hayatını ve bedenini şekillendirir. Beynini yeniden programla. Çünkü genç kalmak, bir seçimdir.

Read More
turhan-guldas-basarisiz-olma
Genel
Mayıs 26, 2025by turhanguldas

Başarısız Olma Korkusu

Başarısız olma korkusu, başarıyı engelleyen bir korku­dur. Çoğu insan başarısız olmaktan korktuğu için adım bile atamaz. Adım atıp ilerleyemeyince hatta denemeyince bile nasıl başarılı olabilirsiniz? Neler yapabileceğinizi bilmiyor­sunuz bile…

‘Bana fark etmez’ modunda olduğumuz zaman, en başın­dan başarısızlığı düşünmeyiz. “Ben başarısız olmayı aklıma bile getirmiyorum, hiç düşünmüyorum. Kendimden emi­nim, kaygım yok. Aklımın ucundan bile böyle bir düşünce kırıntısı dahi geçmiyor. Diyelim ki başaramadım. Hayatım­da bir şey değişmez, bana fark etmez” dediğimiz zaman işin yüzde ellisini çözmüş oluruz. Bariyer olarak tanımladığımız korkular olmayınca sırtımızdan çok büyük bir yük kalkar. Başarılı olmak için önce adım atılması gerekir. Hedefledi­ğiniz başarılara güvenli adımlar atabilmek için ‘bana fark etmez’ modunda olmalısınız.

İnsanlar, korkularından kurtuldukları zaman yol alırlar. Hiçbir işe korkarak başlamayın. Bu durumu maça 1-0 ye­nik başlamaya benzetebiliriz. Çünkü beynimiz düşündükle­rimizi hayatımıza çeker ve düşündüklerimiz gerçekleştirir. Bırakın korkuyu düşünmeyi, korkuyu hissettiğimiz zaman bile beynimiz, biz sanki onu istiyormuşuz gibi düşünür ve o korkuları hayatımıza çeker. Örneğin hastalıktan korkmak… Devamlı olarak hastalanacağınızdan korkarsanız, hasta in­sanları görüp bir gün siz de aynı hastalıklara sahip olabile­ceğinizi kafanızda kurarsanız, beyniniz bu düşüncelerinizi gerçekleştirir ve gerçekten de hasta olursunuz. Korkuları­nızın gerçekleşmesini istemiyorsanız korkularınızı bırakıp rahatlamalısınız. Rahatladıkça, relaks düşüncelere sahip oldukça başarıya ulaşırsınız. Özgüveninizi yükseltirsiniz. ‘Bana fark etmez’ modunda olduğunuzda vurdumduymaz olmazsınız. Sadece rahat ve sakin olursunuz. Mantıklı ve so­ğukkanlı düşünerek korkularınızı yenebilirsiniz.

Yaratıcı İmgeleme ve Mantralar

‘Bana fark etmez’ moduna girmek ve başarılı olmak için çeşitli teknikler kullanabilirsiniz. Yaratıcı imgelemeyi arzu ettiğiniz konularda ba­şarıya ulaşmak için kullanabilirsiniz.

Yaratıcı imgelemede nasıl bir başarı istiyorsanız onu hayal edebilirsiniz. Rahat ve gevşemiş bir hâldeyken hayal gücünüzü kullanarak gerçekleşmesini istediğiniz sonuçları imgeleyebilirsiniz. Hangi karaktere bürünecekseniz, han­gi yola girecekseniz, hatta kiminle birlikte başarı yolunda ilerlemek istiyorsanız istediğiniz gibi canlandırabilirsiniz. Örneğin, iki gün sonra bir iş sunumunuz var ve bu sunum mesleki hayatınızda sizin önünüzü açabilir ve kariyerinizde ilerleyeceğiniz terfiyi almanızı sağlayabilir. Sadece sunu­mun içeriğini hazırlamak yeterli olmaz. Kendinizi de zih­nen hazırlamanız gerekir.

Sunumu yaparken nasıl görünmek istediğinize karar verin. Sakin, kendinden emin, rahatlıkla konuşarak, soru­lara hiç tereddütsüz emin bir şekilde cevap verebilmek mi istiyorsunuz? Meditasyon yaparken, zihninizi sakinleştir­diğinizde kendinizi aynen bu şekilde hayal edin. Tane tane anlatırken, özgüvenli bir şeklide dinleyenlerin gözlerinin içine bakarak konuştuğunuzu canlandırın. Bu çalışmayı ne kadar çok yaparsanız o kadar çok imgeleme gücünüz arta­caktır. Beyniniz imgelediğiniz şeyleri gerçekleştirecektir.

Yaratıcı imgeleme, istediğiniz sonuçları zihninizde can­landırarak, başarıyı önceden deneyimlemenize yardımcı olur. Kısacası başarıyı enerjisel olarak hissetmenizi sağlar. Böylelikle ‘bana fark etmez’ modundaki kadar relaks ve din­gin olarak, başarıya doğru emin adımlar atabilirsiniz.

Mantraların yardımıyla da ‘bana fark etmez’ moduna ulaşabilirsiniz. Meditasyon sırasında ‘bana fark etmez’ mo­dunda bir karakteri zihninizde canlandırabilirsiniz. Mant­ralarla destekleyerek, beyninizi programlayabilirsiniz.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-blog-once-kendin
Genel
Mayıs 19, 2025by turhanguldas

Önce Kendinizi, Sonra Çocuğunuzu Yetiştirin

Çocuk sahibi olmak ve yetiştirmek için öncelikle kendinizi yetiştirmeniz gerekir. Ancak bilginiz çerçevesinde çocuğunuzu yetiştirebilirsiniz. Eğer biz kendimizi yetiştirememişsek nasıl kaliteli bir çocuk yetiştirebiliriz? Bunu kendinize sormalısınız. Kişisel gelişimini tamamlamış bir çocuk yetiştirebilmeniz için ilk olarak kendinize özen göstereceksiniz. Okuyacaksınız, öğreneceksiniz ve kendinizi geliştireceksiniz. Çocuğa altyapıyı hazırlayacaksınız. Çocuk yetiştirmedeki tüm faktörleri ayrıntılarıyla öğrenmelisiniz. Bu ilk adımdan sonra kaliteli bir çocuk yetiştirebilirsiniz. Ancak bundan sonra çocuklarda kişisel gelişimi ve aşamalarını konuşabiliriz.

Unutmayalım ki çocuklar her zaman ebeveynlerini bir rol model olarak seçerler. Onların kopyalayacakları kişiler ve karakterler ilk olarak ebeveynleridir. Bu nedenle bir insanın başkasını yetiştirebilmesi için öncelikle kendisini yetiştirmesi gerekir. Okumalı, araştırmalı, negatif özelliklerinizi törpülemelisiniz. Egonuzu dizginlemeli, paylaşmayı öğrenmelisiniz. Çocuk yetiştirecekseniz önce kendinizi geliştirmeli, iletişimi benimsemeli, bunun için gerekli şartları araştırıp gereğini yapmalısınız. Gerektiğinde, kişisel gelişimle ilgili yayınları takip edip, uzmanlarından destek alınmalıdır.

GELİŞİM, ADIM ADIM GİDİLEN BİR YOLDUR

Kendimize karşı dürüst olacağız. Yaşadığımız ortamda en öne çıkan özelliğimizin dürüstlük olması gerektiğini öğreneceğiz. Böyle hareket ettiğimiz takdirde çocuklarımızda da dürüstlüğü gözlemleyebiliriz. Eğer biz okumayı, gelişmeyi seviyorsak; eğer biz her gün bir önceki günden daha ileri gitmek için çaba gösteriyorsak, çocuğumuzu da bu şekilde yetiştirirsek, o zaman kişisel gelişimi ideal bir noktaya gelebilecek.

En önemli şey gelişimin adım adım gidilen bir yol olduğunu unutmamaktır. Çocuklarımıza da bunu öğretelim. Hiç kimse bir anda, bir günde gelişemez. Bir günde ideal dünyasını yaratıp ideal kişi olamaz. Her gün küçük çabalarla, üst üste konan küçük tuğlalarla o yapı inşa edilebilir. Çocuk da bunu bilmeli. Son dönemlerde toplumumuzda ne yazık ki bunu görüyoruz: İnsanlar her şeyin çok çabuk olmasını istiyor. Çaba göstermeden, okumadan, gerekli eğitimi almadan, gerekli enerjiyi harcamadan istedikleri her şeyi elde etmek istiyorlar. O zaman içi boş ve havada bir toplum yaratılmış olur.

Olgun olmak çok önemlidir. Çünkü önce kendinizle barışık olacaksınız. Başkalarıyla barışık olabilmek için önce kendinizi seveceksiniz. İnsan kendisiyle iletişim kurarak başkalarıyla da sağlıklı iletişimin yolunu açar. Kendinizi dürüstçe sorguladığınız takdirde başkalarıyla dürüstçe tartışabilirsiniz. Ama hataları sadece karşı tarafta bulursanız, kendinizi mükemmel görüp etrafınızdaki her şeyin olumsuz olduğunu düşünürseniz, çözümden çok uzaklaşırsınız. Ve hiçbir zaman gerçek mutluluğu bulamazsınız. Çözüm, “Ben nerede hata yaptım” diyebilmekle başlar. “Kendimi nasıl ifade ettim, ne gibi yanlışlar yaptım” diyebiliyorsak kişisel gelişim yolculuğunda çok önemli bir adım atmış oluruz. Dolayısıyla çocuk da böyle bir ebeveyne sahip olduğu için geleceği sağlam temeller üzerine kurulmuş, mutlu, sağlıklı bir birey olur.

Read More
turhan-guldas-kisisel-gelisim-kararsizliktan-kurtul
Genel
Mayıs 12, 2025by turhanguldas

Kararsızlıktan Kurtulun

Korkularımıza odaklandığımızda, ne istediğimizi ne yapmak istediğimizi bilmediğimizde, hangi yolu seçeceği­mizi bilemediğimizde kararsız oluruz. Kararsızlık kısacası özgüvensizliktir. Özgüvensiz insan adım atamaz, sorumlu­luk alamaz. Beyninin içinde devamlı soru işaretleriyle ge­zen bir insan hiçbir kararı sağlıklı bir şekilde veremez. Karar verdiği konularda da hep yanlışa düşer. Ne kendisi ne de başkaları için doğru kararları alabilir.

‘Bana fark etmez’ modu kararlarınızın daha net, daha hızlı, daha gerçekçi ve daha doğru olmasına yol açar. Bir in­san ne kadar huzurlu, ne kadar sakin, ne kadar kendinin farkındaysa o kadar hızlı ve doğru kararlar alır. Seçtiği yol­larda, doğru seçimler yapar.

Bir işe başlamak, bir yola girmek için uzun zaman dü­şünerek zaman kaybı yaşamaz. Kafası sakindir, berraktır. Düşünerek hemen o onda vereceği kararı netleştirir. Ve o yola girer. Ama tersi durumlarda, geçmişteki başarısızlık­larından kaynaklı ön yargı ve kaygılarla dolu olan bir be­yinle doğru kararlar vermek çok zordur. Burada en başta yapılması gereken dinginleşmektir. Sakin olmak, özgüvenli olmak, yani ‘bana fark etmez’ modunda olmaktır.

Sonuçta ruh hâliniz sakinse doğru kararları verirsiniz. Kafalar bulanıkken verilen kararlar hiçbir zaman doğru ka­rarlar olamaz. Kafanız karmakarışıkken, beyninizin içi sa­kin değildir. O yüzden beyni dinginleştirmek gerekir.

Yavaşlamak Çoğu Zaman İşi Hızlandırır

Bazı durumlarda çok çabuk karar vermeniz gerekebilir. Hızlı karar verememek büyük fırsatları kaçırmanıza da se­bep olabilir. Hızlı karar vermek derken alelacele, düşünme­den verilen kararlardan bahsetmiyorum. Hızlı olmak acele­ci olmak değildir. Bunu gözden kaçırmayın. Acele ederken yanlış yapabiliriz. Ama hızlı karar vermek farklıdır.

Sakin bir şekilde o güne kadar edindiğimiz hayat tecrü­beleriyle, olayları enine boyuna yorumlayarak irdeleyip sen­tezleyerek doğru kararlar verebiliriz. Buradaki püf noktası, kısık ateşte yemeği pişirir gibi düşünerek karar vermektir. Bütün verileri kafanızda toparlayın, bir süre onları zihniniz­de dolaştırın. Bırakın zihninizde serbestçe dolaşsınlar.

Örneğin, yurtdışından hemen cevap vermeniz gereken bir iş teklifi geldi. Mevcut işinizden çok daha fazla olanakla­ra sahip olabileceksiniz, terfi, yüksek maaş… gibi. Kendinizi tanıyorsanız, önceliklerinizi iyi belirlediyseniz ve kararları­nızın çevrenizdeki insanları nasıl etkileyeceğini de çok iyi analiz edebiliyorsanız uygun bir cevap verebilirsiniz. “Ben ailemden o kadar uzakta yaşayamam. Önceliğim ailem ol­duğu için yurtdışına gidemem” diyebilirsiniz. Ya da “Yurt­dışında yaşamak hep hayalimdi, ailemin de beni bu konuda destekleyeceğine eminim. Önceliğim iyi bir kariyer yap­mak. Bu teklifi kabul edebilirim” de diyebilirsiniz. İyi ya da kötü karar yoktur. Önemli olan sizin için en uygun ve doğru kararı seçebilmektir.

Read More
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
Bu bağlantılardan Dr. Turhan Gülaş hakkında daha fazlasını keşfedin ve bizimle iletişime geçin. Düzenli güncellemeler için hesaplarımızı takip etmeyi unutmayın.

Hızlı Erişim

Dr. Turhan Güldaş Hakkında
Kişisel Gelişim
TV Media
Basında

Bizi Takip Edin

Instagram
Facebook
YouTube

Copyright © 2025 Dr. Turhan GÜLDAŞ. All Rights Reserved

Yaşam Sihirbazı

back to top
@dr.turhanguldas
13.02.2026 günün mantrası. 13.02.2026 günün mantrası.
Bazen tek gereken şey: Zihnine yazdığın doğru cüml Bazen tek gereken şey:
Zihnine yazdığın doğru cümle.
12.02.2026 12.02.2026
Kendimle aram düzeldikçe, içim bahar 🌸 Kendimle aram düzeldikçe, içim bahar 🌸
Bugün kendime bunları yapmıyorum. Sen hangisini bı Bugün kendime bunları yapmıyorum.
Sen hangisini bırakmaya hazırsın?
Mantra yazdıktan sonra olanlar bir şarkı olsaydı… Mantra yazdıktan sonra olanlar bir şarkı olsaydı…
Adı ne olurdu?😊
İçimden gelmedi sandım. Meğer içimden gelmeyen şey İçimden gelmedi sandım.
Meğer içimden gelmeyen şey cesaretmiş.
Her durmak istemek vazgeçmek değil.
Bazen bırakmak rahatlamaktır.. Bazen bırakmak rahatlamaktır..
Herkes gelişmek istiyor ama çoğu kişi aynı yerde s Herkes gelişmek istiyor ama çoğu kişi aynı yerde sayıyor.
Sence sebep ne? 👇
Para kazanmak değil… Parayla olan düşünce biçimini Para kazanmak değil…
Parayla olan düşünce biçimini değiştirmek her şeyi dönüştürüyor.

Parayı Sen Yaratırsın tam olarak bunu anlatıyor.

Zenginlik dış koşullarla değil, içsel farkındalıkla başlar diyenler için.

📘 Hayatına yeni bir bakış açısı eklemek istiyorsan, kitap seni bekliyor
Bu bir film sahnesi değil. Eski benle vedalaşırken Bu bir film sahnesi değil.
Eski benle vedalaşırken ortalık biraz karıştı😊
Zenginlik sadece para olsaydı, parası olup huzuru Zenginlik sadece para olsaydı,
parası olup huzuru olmayan bu kadar insan olmazdı.
Peki sence zenginlik ne?
Instagram'da takip et